Gündem 1 – Son Dakika Gündem Haberleri – Gundem1.com

Türkiye ve Dünyadan Son Dakika Haberleri

Yeryüzü ve Uzay

Diğer Yıldızların Çevresinde Dolanan Gezegenlerde Yaşam Var Mıdır?

DİĞER YILDIZLARIN ÇEVRESİNDE DOLANAN GEZEGENLERDE YAŞAM VAR MIDIR?
Yukarda incelediğimiz koşullar altında güneş sistemi içinde bizimkine benzeyen bir yaşam şekli bulunmadığı; ancak, Europa ve Titan uydularında çok küçük bir olasılıkla yaşam bulunabileceği sonucuna varmıştık. Şu halde, şimdi öteki yıldızların çevresinde dolanan gezegenlerde yaşam var mıdır? diye sorabiliriz.
Oysa ki, böyle bir soruyu yanıtlamaya çalışmadan önce öteki yıldızların çevresinde dolanan birtakım gezegenler var mıdır? diye sormamız gerekir. Beş yüz yılı aşkın süre önce Cusalı Nicholas böyle gezegenler kesinlikle vardır diye bir sonuca varmıştı. Çağdaş gökbilimciler de Nicholas’m haklı olabileceğini düşünürler. Çünkü, eğer güneş sistemimiz bir gaz ve toz bulutundan gezegenleri oluşturmuşsa, bu durum diğer bazı yıldızlar için ve belki de her yıldız için aym olabilirdi.
Ama bu oldukça rizikolu bir düşünüştür. Eğer güneşimiz dışında gerçekten bir yıldızın daha gezegenleri bulunduğunu saptasak iyi olurdu. Ne yazıktır, günümüzün en gelişmiş aygıtlarıyla dahi öteki yıldızların çevresinde dolanan herhangi bir gezegeni göremiyoruz. Bize en yakın yıldızın çevresinde dolanan gezegenler bulunsa bile, onlar 4,4 ışık yılı uzaklıkta olacaklardı. Ve onların ışığı yıldızlardan kendilerine gelenin yansıtılmışı olduğuna göre, gezegenler bu denli uzaktan görülecek yansıtılmış bir ışığı bize ulaştıramayacaklardı. Eğer böyle bir ışığı ulaştırmış olsalar bile, yakınlarındaki yıldız onların ışığım karartıp boğacaktı. (Jüpiter gezegeninin dört büyük uydusu, çıplak gözle görülecek kadar parlaktır. Ama, yakınlarındaki Jüpiter’in ışığı onlarınkinden o denli güçlüdür ki, uyduların ışığım örter ve uyduları yalmzca teleskopla görebiliriz.)
Gene de yukarıdaki sorumuza bir yanıt bulunmaktadır: Teleskopla görülebildiği için değil ama Sirius A yıldızının kendine özgü devinimini etkileyip onun dalgalı bir hareket yapmasına neden olduğu için Sirius B yıldızı gökbilimci Bessel’in dikkatini çekmiş ve böylece keşfolunmuştu. Böyle bir gezegen ya da gezegenler grubu çevresinde dolandıkları yıldıza aynı etkiyi yapabilirler mi?
Kuramsal olarak, gezegenler çok küçük çapta da olsa bu etkiyi yapabilirler. Hiç değilse Sirius B yıldızının güneşimiz kadar bir kütlesi bulunurken bir gezegenin güneşin binde biri kadar bir kütlesi bulunsa bu konuda şanslı olurduk. Eğer orada birden fazla gezegen bulunsa ve içlerinden biri diğerlerinin hepsinin toplamının kütlesinden daha fazla ağır değilse, gezegenler yıldızın çevresine serpilmiş olacağından birbirlerinin bir kısım çekim gücünü yok edeceklerdi. (Bizim güneş sistemimizde de bu durum aynen bulunmaktadır.)
Güneş sisteminin dışında bir yıldızın gezegenini saptamanın en şanslı ve olası yolu, bize yakın bir yıldızı seçmek ve onun devinimdeki sapmaları duyarlı biçimde ölçmektir. Ayrıca bu yıldız küçük olmalı ki, gezegeni onun hareketini yeterli derecede etkileyebilsin. Ve gezegen oldukça büyük olmalı ki, yıldızı etkisi altında bırakabilsin.
Hollandalı Amerikalı gökbilimci Peter Van de Kamp (1901) bu amaçla en yakın yıldızları inceledi. Yakınımızdaki yıldızlardan 61 Kuğu, Lalande 21185 ve özellikle Barnard’ın Yıldızı’nda böyle minik hareket düzensizliklerini yakaladı.
Bu yıldızlardan sonuncusu 1916 yılında kendine özgü en hızlı hareketleriyle gökbilimci Barnard tarafından saptanmıştı. Bugüne değin kendine özgü en hızlı hareket etme rekoru kınlamamış olan bu yıldıza Barnard’ın adı verilmişti. Gökte bu yıldız dolunayın çapma eşit bir uzaklığı 180 yılda geçer ki, bu da bir yıldız için pek hızlı bir yer değiştirme sayılır. Bize böyle hızlı hareket eder gibi görünmesinin bir nedeni, yeryüzüne en yakın ikinci yıldız oluşu ve yalnızca 5,97 ışık yılı mesafede bulunuşudur. Buna ek olarak, Barnard yıldızı oldukça küçük ve sönük bir kırmızı cücedir. Gökbilimci Van de Kamp bu yıldızın kendisine özgü deviniminden çevresinde Jüpiter gezegeni büyüklüğünde bir gezegenin dolanması olasılığını düşündü. Gökbilimci, incelediği diğer yıldızlarda da büyük gezegenlerin varlığına ilişkin etkileri saptadı. Ancak yaptığı çalışmalar elindeki aygıtlarla saptanabilecek sonuçların ötesindeydi. Kendisinden sonra gelen gökbilimciler Kamp’m elde ettiği sonuçların güvenilir olmadığına karar verdiler.
Öte yandan son yıllarda toz kuşaklan ile kuşatılmış birkaç parlak yıldız keşfedildi. Bunların asteroit kuşağı olduklarını düşünmekten kaçınmak hayli güçtür. Ve asteroit kuşağında büyük gezegenler de bulunmalıdır. Bununla birlikte, şimdi de gerçekten bir yıldızın çevresinde dolanan bir gezegeni gözlemleyebilmiş değiliz. Güneş sistemimiz gibi yıldızların çevresinde birtakım gezegenlerin bulunduğunu düşünmekle doyuma ulaşmak zorundayız.
Eğer çoğu yıldızın çevresinde dolanan gezegenleri varsa, bu gezegenlerde yaşamın bulunması olasılığını bize ne anlatır?
Bizim güneş sistemimizdeki her bir gökcisminde yaşam bulunmadığı gibi, herhangi bir gezegende de yaşamın mutlaka bulunması gerekmez. Gezegen, yaşama uygun bir yer olmalıdır.
İlk olarak, gezegenin oldukça kararlı bir yörüngesi bulunmalıdır. Eğer gezegenin kararsız bir yörüngesi varsa, bu yörünge üzerinde bazı noktalarda gezegenin sıcaklığı kaynama noktasımn üzerine çıkarken bazı noktalarda da Antarktika kıtasının sıcaklığının altına iner. Bildiğimiz kadarıyla böyle koşullar altında yaşamın gelişmesi için fazla şans bulunmaz. Dahası, gezegen bir atmosferi ve bir okyanusu tutacak kadar kütleli olmalıdır. Ancak gezegenin kütlesi, çevredeki hidrojen ve helyumu kendisine çekecek kadar büyük olmamalıdır.
Gezegenin uygun büyüklükte olduğunu, yaşama elverişli kimyasal bileşiklerden meydana geldiğini, yörüngesinin bağlı olduğu yıldıza ne çok yakın ne de uzak olduğunu ve bu yüzden üzerinde bulunan suyun hemen her zaman sıvı durumunda kaldığım (Kutup bölgeleri dışında dünyamız bu son koşula uygundur) varsaysak bile, bir gezegende yaşamın var oluşu büyük ölçüde çevresinde dolandığı yıldızın türüne bağlıdır. Sözgelişi, kütlesi güneşin kütlesinden çok fazla olan yıldızların ana sıralama üzerindeki ömürleri pek kısadır. Burada, yani yeryüzünde canlılar yaşamın ilk başlayışından üç milyar yıl sonrasına kadar ilkel organizmalar şeklinde görülmüş, ancak daha sonra kabuklu hayvan ve daha ileri canlı türleri ortaya çıkmıştır. Eğer canlıların evriminin normal hızı bu ise, Sirius gibi bir yıldızın çevresinde dolanan gezegende yaşam kesinlikle en basit bakteri türlerinin ötesine geçemeyecektir. Çünkü, Sirius yıldızı yarım milyar yıl içinde kırmızı dev durumuna geçip o gezegeni yıkıma uğratacaktır.
Dahası, bir yıldız pek küçük ve sönük ise, ancak ona pek yakın bir gezegen yaşamı desteklemeye yeterli şık ve ısıyı alacaktır. Ama, böyle yakın mesafede yıldızın gelgit etkisi, gezegenin yalmzca bir yüzünü yıldıza göstermesine neden olacaktır. Bu durumda gezegenin yarısı aşırı sıcak ve diğer yarısı da aşırı soğuk kalacaktır.
Diğer bir deyişle, yaşamın var oluşu için güneşimizin büyüklüğü dolayındaki yıldızlara gereksiniyoruz.
Bir kez daha, yaşamın var oluşu için gezegenin bağlı olduğu yıldız, bir çiftyıldızın teki olmamalı ve çevrede büyük enerji taşıyan bir radyasyon (ışınım) bulunmamalıdır. Üç yüz yıldızdan birinin bizim türümüzdeki bir canlı yaşama sahip olabilecek gezegeni bulunduğunu; üç yüz yıldızdan birinin uygun boyutta, elverişli kimyasal yapıda ve yaşamı destekleyecek sıcaklıkta olduğunu varsayalım. Bunun anlamı, yıldızlar arasında şimdi de yaşamı taşıyan milyonlarca gezegenin yayılmış olması demektir.
Oysa ki, böyle gezegenlerden birinin üzerinde bizimki gibi teknolojiye sahip ileri zekâ düzeyinde yaşam şekillerine sahip olma şansı nedir?
Bu soruya iyimser yanıt bulunmamaktadır. Böylesine ileri teknolojiyi üretmeye yatkın canlıların yetişmesi için yeryüzünde yaşam 4,6 milyar yıl süreyle var olmuştur.
Bunun oluşabilmesi için şanslar pek az olsa bile, şimdi de yıldızlar arasındaki gezegenlerde binlerce teknoloji toplumu gelişmiş olabilir. Ama bu durumda gene zor bir soru ile yüz yüze geliriz: Böyle teknolojiler nasıl dayanıp ayakta kalabilirler?
Zeki yaratıklar, büyük enerji kaynaklarım kullanmayı öğrendikçe, onları kendilerini yıkıma uğratan amaçlarla kullanabilirler. Elbette ki, şu anda yeryüzünde insanoğlu ileri teknolojiyi geliştirmiş ancak onu yıkıcı savaşlarda, insanlarla birlikte çevreyi de yok edecek şekilde kullanmaya başlamıştır. Bu durum tipik bir örnekse, uzay böyle teknolojileri henüz geliştirmemiş ama yaşamı taşıyan gezegenlerle dolu olabilir. Aynı şekilde, ileri teknolojiye ulaşmış ve bununla kendi kendilerini yıkıma uğratmış gezegenler bulunabilir. Bu arada pek az gezegende bizim gibi ileri teknoloji düzeyine ulaşılmış ama zeki canlılar henüz kendi kendilerini yok edecek zamam bulamamış olabilirler.
1950 yılı dolaylarında İtalyan Amerikalı fizikçi Enrico Ferni (1901-1954) şu soruyu sordu: “Böyle canlılar neredeler?” Bilim adamlarının murat ettiği şekilde, eğer yıldızlar birtakım teknolojileri bol sayıda barındırıyorlarsa, böyle ileri düzeyli yabancı yaşam neden bize kadar erişemedi? (Uçan daireler ve eski
çağların astronotları gibi yabanıl öykülere bel bağlayamayız. Çünkü, onları destekleyen ipuçları pek zayıftır.)
Belki de böyle yabancı canlılar, yıldızlar arasındaki aşılacak uzaklık pek büyük olduğu için bize görünmediler. Ya da onlar bize kadar vardılar ve bizleri huzur içinde bırakmayı uygun gördüler. Veya başka nedenlerle bize görünemediler. Burada hiçbir yabancı canlı görülmediği için bizim dışımızdaki yerlerde onların bulunmadığından emin olamayız.
Bazı gökbilimciler yabancı uygarlıkların ipuçlarını arama konusunda pek heveslidir. Bu konuya ileriki bölümlerde yeniden döneceğiz.