HAVA DURUMU

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 38 Kategoride 2548 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Nefs Hep Karşı Gelir (Onuncu Sohbet)

26 Şubat 2016 - 3.236 kez okunmuş
Ana Sayfa » Dini Bilgiler»Nefs Hep Karşı Gelir (Onuncu Sohbet)
Nefs Hep Karşı Gelir (Onuncu Sohbet) ONUNCU SOHBET Abdülkâdir Geylânî (r.a.) 14 Şevvâl 545 tarihinde Pazar günü sabahı şöyle sohbet etti: Peygamberimiz (s.a.v.) “Ben ve ümmetimden takva sahibi olanlar zorlama şeylerden uzağız” buyurmuştur. Takva sahibi kul Allah’a zoru zoruna ibadet etmez. Çünkü ibadet onun doğal bir özelliği olmuştur artık. Dolayısıyla o, hiç zorlanmadan içiyle ve dışıyla ibadet eder Allah’a. Münafık ise tüm durumlarında ve özellikle de Allah’a ibadette göz önünde iken yapmacık davranışlar sergiler, yalnız başına kaldığında ise terkeder. Takva sahiplerinin girdiği yere giremez. Her ortamın ayn bir sözü, her işin de ayn bir adamı vardır. Savaş için de özel kimseler yaratılmıştır. Ey münafık kafalılar! Nifakınızdan vazgeçiniz ve bu kaçışa artık bir son veriniz. Şeytanın size gülmesine ve sizin bu dunımunuzdan şifa bulmasına nasıl müsaade ediyorsunuz? Namaz kıldığınızda veya oruç tuttuğunuzda bunu Allah için değil, insanlar için yapıyorsunuz. Sadakanız, zekatınız ve haccınız da doğrusu çok farklı değil. Siz çalışıyor ve yorgun düşüyorsunuz. Hatanızdan dönmez, tevbe edip özür dilemezseniz yakında sıcak ateşe gireceksiniz. Sizin, bid’atlann peşine düşmeden uymanız gerekiyor. Sâlih geçmişlerimizin yoluna girmelisiniz. Dosdoğru yolda yürüyün. Benzetme yapmadan, sıfatlan yok saymadan, hiç zorlama olmadan, yapmacıklıktan ve şiddetten uzak bir şekilde Resulullah’ın (s.a.v.) sünnetine uyun. Sizden öncekilere yeten herhalde size de yetecektir. Yazık sana! Kur’ânı ezberliyorsun ama onunla amel etmiyorsun. Resulullah’m (s.a.v.) sünnetini ezberliyorsun, onunla da amel etmiyorsun. Niye böyle yapıyorsun? İnsanlara emrediyorsun, sen yapmıyorsun, insanlara yasaklar koyuyorsun, o yasakları başta sen takmıyorsun. Allah (c.c.) “Yapmadığınız şeyleri söylemeniz Allah’ın kızdığı çok büyük bir şeydir”21 buyuruyor. Niye hem söylüyor, hem de aykırı davranıyorsunuz. Siz hayâ etmiyorsunuz. Neden iman etmediğiniz halde iman ettiğinizi iddia ediyorsunuz? İman sahibi, sıkıntılara karşı dimdik ayakta durandır. Bizim ağırlığımız altında tahammül gösterendir, güreşen ve mücadele edendir. İman sahibi, sahip olduğu dünya malını cömertçe harcayandır. İman sahibi, Allah nzası için cömert olur. Hevâsına uyan ise şeytanı razı etmek ve nefsin isteklerini karşılamak için harcama yapar. Hakk’ın kapısında durma fırsatını kaçıran, insanlann kapısında oturur. Hakk’ın yolundan ayrılıp yolunu şaşıran, insanların kapısında oturur. Allah her kimin iyiliğini dilerse insanların kapısını onun yüzüne kapatır ve ona vermelerini engeller ve böylece onu kendine yöneltir. Onu dere kenarından nehir kenarına ulaştırır. Hiçbir şeyi yokken onu mal sahibi yapar. Yazık sana! Kış mevsiminde dere kenarında oturduğuna seviniyorsun, az zaman sonra yaz gelecek ve yanındaki su çekilip gidecek ve öleceksin. Senin asıl durman gereken yer nehir kenandır. Nehirin suyu yazın kesilmez, kışın da çoğalır. Allah’la beraber ol ki zengin, izzet sahibi, emredici ve emrine uyulan bir yol gösterici olasın. Her kim Allah’la yetinirse herşey ona ihtiyaç duyar. İman, süslenip püslenmekle, güzel şeyler düşlemekle olacak iş değildir. Aksine kalpte bir ağırlıktır, amel onu doğrular ve o doğrultuda işler ortaya koyar. Oğlum! Dilsizliği alışkanlık edin, şöhretsizlik elbisesini kuşan, insanlardan kaçmak da yegâne hedefin olsun. Gözden kaybolmak için yerin içine girmeye bir yol bulabilirsen çekinme gir. İmanın yemyeşil olup, îkân (kesin inanç) ayağın yerde sapasağlam duruncaya, doğruluk kanatların tüylenip kalp gözün açılıncaya, evinin zeminini yukan kaldmp Allah’ı bilme (marifetullah) semâsına kanat açıncaya değin bu alışkanlıkta devam et. Bunu başarabilirsen sana arkadaşlık, bekçilik ve rehberlik eden biriyle doğuyu, batiyi; denizi karayı; dağlan, tepeleri, yerleri gökleri dolaşır, kolaçan edersin. İşte o zaman dilini konuşmakta serbest bırak, şöhretsizlik elbiseni çıkartıp at, insanlardan kaçmayı bırak ve yer altındaki gizli yerinden onlann içine çık. Çünkü artık sen onlar için bir devasın. Onlann azlığına çokluğuna, sana yönelme ve sırt dönmelerine, övgü ve yergilerine aldırış etme. Hiç aldırma, sen nereye düşersen mutlaka seni bir bulan çıkar. Çünkü sen artık Rabbinle berabersin. Ey cemaat! Bu Yaratıcıyı tanıyın ve onun huzurunda edepli olun. Kalpleriniz ondan uzak olduğu sürece siz terbiyesiz davranıyorsunuz demektir. Kalpleriniz Allah’a yaklaşınca edebi de güzelleşir. Kölelerin saray kapısında saçma sapan konuşmalan hükümdar atına binmeden önce olur. Hükümdar atına binince dilsizleşirler ve davranışlanna dikkat ederler. Çünkü artık onlar hükümdann yakınındadır. Her biri bir köşeye kaçar. İnsanlara teveccüh gösterip yaklaşmak Allah’tan uzaklaşmak demektir. Sahte rableri boynundan çıkanp atmadıkça, sebeplerle ilişiğini kesmedikçe, fayda ve zararı insanlardan bilmeyi bırakmadıkça kurtuluşun yoktur. Siz hem sağlıklı, hem hastasınız; hem zengin, hem fakirsiniz; hem ölü, hem dirisiniz; hem var, hem yoksunuz. Allah’tan kaçışınız ve yüz çevirmeniz ne zamana kadar sürecek? Ne zamana kadar dünyayı mamur, âhireti harap etmeye devam edeceksiniz? Her birinizin yalnızca bir kalbi vardır. Onunla nasıl olur da hem dünyayı, hem âhireti sevebilirsiniz? Bir kalpte hem Yaratıcı, hem yaratılan nasıl bulunur? Bir anda, tek bir kalpte bu nasıl mümkün olur? Bu olsa olsa bir yalandır. Hz. Muhammed (s.a.v.) “Yalan imanın karşı köşesindedir” buyuruyor. Küpün içinde ne varsa dışarı o sızar. Amellerin senin hangi inanışa sahip olduğunu gösteren birer işarettir. Dışın içini gösterir. Bundan dolayı süfılerden birisi “Dış için adresidir” demiştir. Senin için (bâtının), Allah’ın katında ve onun özel kullarının katında apaçık meydandadır. Onlardan biri senin karşına çıkacak olursa, huzurunda edepli ol ve onunla karşılaşmadan önce günahlanndan tevbe et. Onun karşısında küçül, alçakgönüllü ol. Sâlih kullar karşısında alçakgönüllü olursan Allah’a karşı alçakgönüllülük yapmış olursun. Mütevazı ol. Mütevazı olanı Allah yükseltir. Senden büyük olanların huzurunda edepli davran. Çünkü Resûlullah (s.a.v.) “Bereketsizin büyüklerinizdedir” buyurmuştur. Resûlullah (s.a.v.) bu sözüyle yalnızca yaşlı olmayı kastetmemiştir. Buna ek olarak emirlere uymak ve yasaklardan sakınmak konusunda takvalı olmayı, Kitap ve Sünnetten ayrılmamayı da kastetmiştir. Yoksa nice yaşlılar vardır ki bırak saygı göstermeyi kendisine selam bile vermek doğru değildir, görülmesinde de en ufak bir bereket yoktur. Büyükler, amelinde ihlaslı, takva sahibi olan sâlih kimselerdir. Büyükler, Allah’ın dışında herşeyden yüz çevirmiş olan duru gönüllerdir. Büyükler Allah’ı bilen ve O’na yakın olan ârif kimselerdir. Kalplerin bilgisi arttıkça Efendisine yaklaşır. İçinde dünya sevgisi olan kalpler ise Allah’tan mahrumdur. İçinde âhiret sevgisi taşıyan kalpler de Allah’a yakınlıktan mahrumdur. Dünyaya ne kadar çok rağbet edersen âhirete rağbetin o kadar azalır. Âhirete de ne kadar çok rağbet edersen Hakk’a duyduğun sevgi o kadar azalır. Yerinizi bilin ve kendinizi Allah’ın yerleştirmediği yerlere koymayın. Bundan dolayı sûfılerden biri “Her kim yerini bilmezse kader, onayerini öğretir” demiştir. Kaldınlacağın yere oturma, bir eve girdiğin zaman ev sahibinin seni oturtmadığı yere oturma. Aksi halde gönülsüzce oradan kaldırılırsın. Dirensen bile aşağılanarak kaldırılır ve kapı dışan edilirsin. Oğlum! Ömrünü hiç amel etmediğin ilmi yazıp ezberlemekle heba ettin. Bunun sana ne faydası var! Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Allah (c.c.) kıyamet gününde peygamberlere ve âlimlere ‘Siz insanların çobanlarıydınız. Güttüğünüz bu insanlar hakkında ne yaptınız?’ der, hükümdar ve zenginlere de ‘Siz benim hâzinelerimin bekçileriydiniz, fakirleri gözetip yetimleri yetiştirdiniz mi, sizin üzerinize farz kıldığım hakkımı mallarınızdan çıkarttınız mı?’ der”. Ey cemaat! Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v.) öğütlerinden ders alın ve sözünü kabul edin. Kalpleriniz ne kadar da katı! Bana, insanlara tahammül etme gücü veren Allah ne yüce! Her ne zaman uçup gitmek istesem kader makası gelip kanadımı kesiyor yine de teselli buluyorum. Hükümdarın geniş toprağında yaşarken nasıl teselli bulmayayım ki! Yazıklar olsun sana behey münafık! Benim bu yöreden çıkıp gitmemi çok arzuluyorsun. Ayrılıp gitsem iş değişir, organlar parçalanır ve söz değişir. Fakat ben acele ederim diye Allah’tan korkuyorum. Paçalanmı sıvamış değilim, aksine üzerimde kaderin ağır bir yükü var. Ben ona uymuş, teslim olmuşum. Allahım senden esenlik ve teslimiyet diliyorum. Yazık sana! Ben Hakk’ın kapısında durmuş, insanları O’na çağınrken sen benimle alay ediyorsun. Fakat cevabını pek yakında alacaksın. Ben yukanya bir arşın, aşağıya ise binlerce arşın bina yapıyorum. Ey münafıklar! Allah’ın azabını ve cezasını pek yakında hem dünyada, hem de âhirette göreceksiniz. Zaman çok şeylere gebedir. Neler olacak göreceksiniz. Ben Allah’ın ters yüz etme elindeyim. Beni bir dağ yapar, bir zerre. Bir bakmışsın beni deniz yapmış, bir bakmışsın bir damla. Bir bakarsın güneş olurum, bir bakarsın bir hüzme. Geceyle gündüzü değiştirdiği gibi durmadan beni değiştirir. O her gün, hatta her an yeni bir iş başındadır. Sizin anlayışınıza göre bir gün, başkasının anlayışına göre ise bir an. Oğlum! Gönül genişliği ve kalp temizliği istiyorsan insanların söylediklerine kulak asma, sözlerine aldırma. Bilmez misin ki onlar Yaratıcılanndan bile hoşnut değiller, senden hiç hoşnut olurlar mı? Bilmez misin ki onlar düşünmezler, görmez ve inanmazlar, aksine yalanlar, doğrulamazlar. Allah’tan başka hiçbir şeyi düşünmeyen, başkasını duymayan ve görmeyen topluluğun peşine düş. Allah’ın nzasını elde etmek için insanlardan gördüğün sıkıntılara göğüs ger. Seni imtihan ettiği her türden belaya tahammül et. Bu, Allah’ın seçkin kullarına karşı değişmez tavndır. Onların herşeyle ilişkisini keser ve onlara türlü türlü sıkıntılar verir. Dünyayı, âhireti, arştan ferşe heryeri onlara dar eder. Onlann varlıklarını yok edinceye kadar bu tutumunu sürdürür. Varlıklan yok edince de onlan başkaları için değil, yalnız kendi için tekrar var eder. Onlan başkalarının yanına değil, kendi yanına yerleştirir. Âdeta onlara başka bir yaratılış verir. Nitekim Allah (c.c.) “Sonra onu başka bir yaratılışla yeniden var ederiz. Yaratıcıların en güzeli olan Allah neyücedir!"28 buyuruyor. Birinci yaratılış ortaktır, bu yaratılış ise münferittir. Onu kardeşlerinden, insanoğlundan ayınr. Onun ilk mânâsını değiştirir, altını üstüne getirir, onu rabbânî ve ruhânî hale getirir. Artık kalbi insanları görmekten daralır, sır kapısı insanların yüzüne kapanır. Ona dünyayı, âhireti, cenneti, cehennemi, bütün yaratılanlan ve evreni tek bir şey olarak gösterir. Sonra o şeyi onun sır eline verir ve kendisi hiç farkına varmadan o el, o şeyi yutuverir. Musa’nın asasında kudretini gösterdiği gibi, o elde de gösterir. İstediği konuda ve istediği kimsenin elinde kudretini gösteren Allah ne kadar yücedir! Musa’nın asası büyük miktarda ipi ve diğer şeyleri yutuverdi de karnı hiç değişmedi. Allah onlara bunun bir hikmet değil, kudret olduğunu göstermek istedi. Çünkü o gün sihirbazlann yaptığı şeyler bir hikmet ve hesap işiydi. Musa’nın asasında ortaya çıkan şey ise Hakk’ın kudretiydi. Âdet üstü bir mucizeydi. Bundan dolayı baş sihirbaz, arkadaşlanndan birine “Musa’ya bak, ne durumda” dedi. O da “Rengi solmuş” dedi. Asa ise görevine hâlâ devam ediyordu. Bunun üzerine baş sihirbaz, “Bu, Musa’nın yapacağı bir iş değildir, olsa olsa Allah’ın işidir. Çünkü sihirbaz kendi sihrinden korkmaz. Sanatkâr kendi sanatından korkmaz” dedi. Sonra da iman etti. Bunun üzerine arkadaşlan da ona uydular. Oğlum! Hikmetten kudrete ne zaman geçeceksin? Hikmetle amelin seni Allah’ın kudretine ne zaman ulaştıracak? Amelindeki samimiyetin seni Rabbine ne zaman yaklaştıracak? İrfan güneşi avamın ve havasın kalplerini sana ne zaman gösterecek? Seni imtihan edecek diye Allah’tan kaçma. O, seni imtihan ediyor ki sebeplere tutunup kapısını terkedecek misin, etmeyecek misin, dış görünüşe aldanacak mısın, yoksa gerçeği mi bulacaksın, idrak edenin kapısına mı gideceksin, yoksa idrak etmeyenin mi, görenin mi yoksa görmeyenin mi kapısına baş koyacaksın? Allahım bize bela (imtihan) verme! Allahım bizi imtihana tabi tutmadan zâtına yakın olmamızı lütfet! Allahım yakınlığını ve lütfunu bizden esirgeme! Allahım bize uzaklığı olmayan bir yakınlık ver. Bizim senden uzak kalmaya ve belalarına dayanmaya gücümüz yok. Bize âfet ateşi olmadan yakınlık nasip et. Âfet ateşini görmemiz mutlaka gerekiyorsa bizi ateşin içinde yumurtlayıp yavrulayan, ateşin zarar vermediği ve yakmadığı semendel kuşu gibi yap. O ateşi bize Halîlin İbrahim’in ateşi gibi yap. Onun etrafında bitirdiğin gibi, bizim de etrafımızda otlar bitir. Onu hiçbir şeye muhtaç etmediğin gibi bizi de muhtaç etme. Onu koruduğun gibi bizi de koru ve kendine ısındır. Âmin. İbrahim (a.s.) yola çıkmadan önce kendine arkadaş buldu, evden önce komşusunu seçti, yalnız kalmadan önce arkadaşını belirledi, hastalanmadan önce tedbirini aldı, bela ile yüzleşmeden önce katlanmayı öğrendi, kazâ gelmeden önce ona razı oldu. Atanız İbrahim’den ders alın, söz ve fiillerinde ona uyun. Bela denizinde ona lütufta bulunan, onu bela denizinde yüzmek zorunda bırakıp destekçisi olan Allah ne yücedir! Onu at sırtındaki düşmana hamle yapmakla görevlendirdi, eli sırtında yüksek bir yere çıkmakla görevlendirdi. Onu masrafları kendine ait olmak üzere insanları ziyafetine çağırmakla görevlendirdi. Bu, gizli bir lütuftur. Oğlum! Allah’ın kaderi ve tasarrufu gelince O’na karşı sus ki sayısız lütuflarını göresin. Hakîm Calinus’un oğlunu hiç duymadın mı? Nasıl dilsiz ve akılsız numarası yapmıştı da bütün ilimleri öğrenmişti. Çok saçmalayıp Allah’la tartıştığın ve O’na itiraz ettiğin için hikmeti İlâhiye senin kalbine gelmiyor. Allahım bize uyumlu olmayı ve tartışmamayı nasip et. Bize dünyada ve âhirette güzellikler ver ve bizi cehennem azabından koru.

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İlgili Terimler :

BENZER HABERLER

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar
TemaFabrika