HAVA DURUMU

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 38 Kategoride 2696 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Nefs Hep Karşı Gelir (Üçüncü Sohbet)

16 Şubat 2016 - 3.432 kez okunmuş
Ana Sayfa » Dini Bilgiler»Nefs Hep Karşı Gelir (Üçüncü Sohbet)
Nefs Hep Karşı Gelir (Üçüncü Sohbet) ÜÇÜNCÜ SOHBET Abdülkâdir Geylânî Hazretleri 8 Şevval 545 tarihinde Cuma günü sabahı medresede şöyle sohbet etti: Eyy fakir! Zenginlik arzun olmasın. Çünkü o senin helâk sebebin olabilir. Ey hasta! Sen de sağlığına kavuşmayı arzulama. O da senin helâk sebebin olabilir. Akıllı ol. Elinde olan meyveyi koru ki yaptığın iş övgüye lâyık olsun. Elinde olan bu miktarla yetin ve fazlasını isteme. Hakk’ın senin isteğinle verdiği herşey senin hayat suyunu bulandırır, başına bela olur. Bu tecrübe edilmiş, yaşanmış bir gerçektir. Ancak istemek, kula kalbi tarafından emredilirse istediği şey bereketli kılınır ve pislikleri giderilir. Allah’tan dâima affetmesini, sıhhatafıyet vermesini, dinde, dünyada ve âhirette kurtuluş vermesini dile ve bu kadarcığıyla yetin. Allah’a karşı kendini muhayyer sanma ve ona (zorba bir hükümdar gibi) emirler sıralama. O, senin belini büker. Ne Allah’a, ne de kullarına karşı, gençliğin, kuvvetin ve malvarlığmla zorbalık etme. Çünkü O, seni ansızın yakalayıverir, önceden kıskıvrak yakaladığı kimseler gibi seni de yakalar. Onun yakalaması çok acıdır. Vay sana! Dilin teslim olmuş ama kalbin değil. Sözün teslim olmuş, fiilin değil. İnsanlar arasında müslümansm ama yalnız kaldığında değil. Bilmez misin ki sen kıldığın namazla, tuttuğun oruçla ve yaptığın tüm hayır işleriyle Allah’ın hoşnutluğunu kazanma gayesi gütmezsen münafık ve Allah’tan uzak olursun. Hemen şimdi bütün fiil ve sözlerinden ve alçak emellerinden vazgeç ve Allah’a dön. Allah dostlarının amellerinde yaltakçılık yoktur, onlar kazananlardır, kesin olarak inanır, Allah’ın birliğini kabul edip o doğrultuda yaşar, ihlasla amel eder ve Allah’ın verdiği sıkıntılara sabır, ihsan ettiği nimetlere şükür ederler. Onu önce dilleriyle sonra kalpleriyle, sonra da sırlarıyla zikrederler. İnsanlardan bir zarar gördüklerinde onların yüzlerine gülüp geçerler. Dünya hükümdarları onların katında görevden alınmıştır. Yeryüzündeki herkes onların nezdinde ölüdür, âcizdir, hasta ve fakirdir. Cennet onlara göre sanki bir viranedir, cehennem de sönmüş gibidir. İkisinde de yer, gök ve bunlarda oturan kimse yoktur. Onlann bütün yönleri birleşir ve tek cihete yönelir. Önce dünya ve dünya halkıyla, sonra âhiret ve âhiret halkıyla en son da dünya ve âhiretin Rabbiyle birlikte olurlar. Siz de Allah’a ve onu sevenler kervanına katılın. Onlar ki kalpleriyle O’na doğru yürüdüler ve vuslat buldular. Yola çıkmadan önce arkadaş edindiler. Allah’la aralanndaki kapıyı ardına kadar açtılar. Onlar Allah’ı zikrettiği sürece Allah da onları zikreder ve bu zikir onların günahlannı siler süpürür. Onların yokluğu başkasıyla beraber olduklarında, varlıkları O’nunla beraber olduklarındadır. Allah’ın “Beni anın ki Ben de sizi anayım, Bana şükredin ve nankörlük etmeyin ”12 buyruğunu işitmişlerdir ve Allah’ın kendilerini anması ümidiyle O’nu zikretmeye devam ederler. Allah’ın bir kelâmında “Ben Beni zikredenin sohbet arkadaşıyım ” buyurduğunu da işitmişler ve Allah’ın kendilerine sohbet arkadaşı olması için, insanlarla oturup kalkmayı bırakıp zikirle yetinmişlerdir. Ey cemaat! Heves etmeyiniz. Amel olmadıkça bu ilim hevesinin size faydası dokunmaz. Bu siyahı, beyaz üzerine işlemeniz gerekir. Allah’ın hükmü böyledir. Netice verinceye kadar günlerce, yıllarca amel etmeye devam edersiniz. Oğlum! İlmin “Benimle amel etmezsen ben senin aleyhinde bir delilim, amel edersen senin lehinde delil olurum ” diye sana seslenir. Hz. Peygamber (s.a.v.) “İlim amele seslenir, Amel cevap verirse kalır, yoksa çekip gider” buyurmuştur. Bereketi gider, sıkıntısı kalır, efendisi nezdinde senin için yapacağı şefaati gider, ihtiyaç duyduğun anlarda senin yanında olması sona erer. Kabuk olarak kaldığı için çekip gider, Çünkü ilmin özü ameldir. İlmin sana söylediği şeyleri yerine getirmedikçe Hz. Peygamber’e de itaat etmiş olmazsın. Emrettiklerini yaparsan o, senin kalbini ve sırrını kapıda karşılar ve Rabb’in huzuruna götürür. İlmin sana sesleniyor fakat sen onu duymuyorsun. Çünkü kalbin yok. Kalbinin ve sıranın kulağıyla onu dinle ve sözünü kabul et. Böyle yaparsan faydasını görürsün. İlminle amel etmen seni, ilim sahibine yaklaştırır. İlmin ilk basamağı olan bu hüküm ile amel edersen ikinci ilim pmanna ulaşırsın. Böylece akan iki pmann olur. Kalbini hüküm, zâhir ve bâtın ilimleri kuşatır. İşte o zaman sahip olduğun ilmin zekatını vermen gerekir. Din kardeşlerine ve müridlerine yardımcı olursun o ilimle. İlmin zekatı onu yaymak ve halkı Hakk’a çağırmaktır. Oğlum! Sabreden güç yetirir. Allah (c.c.) “Sabredenlere elbette mükâfatlan eksiksiz verilecektir"u buyuruyor. Kazanarak (alın teri ile çalışarak) ye, dinini âlet ederek yeme. Çalışıp kazan ve kazancından ye. Hakiki iman sahipleri ve Allah’ın sâdık kullan gibi, kazandığınla başkalarına da yardım et. Onların yaptıklan işten nasipleri ancak fakir ve zavallı kullara yardım etmektir. Onlar Allah’ın hoşnutluğunu ve sevgisini kazanmak gayesiyle halka rahmet ulaştırmak eme- Ündedir. Hz. Peygamberin (s.a.v.) “İnsanlarAllah’ın ailesidir (onunyardımına ihtiyaç duyarlar). Allah’ın en çok sevdiği kişi de Allah’ın ailesine en çok yardım edendir” buyruğunu işitmişlerdir. Allah’ın has kullan, insanlar yanında sağır, dilsiz ve kördürler. Kalpleri Allah’a yakın olduğu için başkasını duymazlar, görmezler. Onlan yakınlık sarar ve heybet bürür, sevgililerine karşı besledikleri sevgi de onlara faydalı olur. Onlar celâl ve cemâl sıfatları arasındadırlar. Sağa sola, arkaya dönmezler. Sadece önlerine (Rablerinin cemâline) bakarlar. İnsanlar, cinler, melekler ve bütün mahlukât onlara hizmet eder. Hüküm ve ilim de onlara hizmet eder. Onun lütfü ile doyarlar, yakınlığı ile kanarlar. Onun lütuf sofrasından yerler, yakınlık şarabından içerler. Onlann, insanlara kulak vermekle işi yoktur. Onlar bir vadide, insanlar başka bir vadidedir. Hz. Peygamberin yerine, Allah’ın emirlerini ve yasaklarını insanlara iletirler. Onlar gerçek mirasçılardır. İşleri güçleri halkı Hakk’ın kapısına yöneltmektir. Allah’ın delillerini onlara sunarlar, herşeyi yerli yerine koyarlar, fazilet sahibi herkesin hakkını da verirler. İnsanların haklarını tastamam verirler, nefislerinin hakkını ise tam almazlar. Allah için sever, Allah için kızarlar. Onlar bütün varlıklarıyla O’na aittir; başkalarının onlar üzerinde hiçbir nasibi yoktur. Kim bu hâle ererse O’nunla beraberliğe nâil olur, kurtuluş ve felâh bulur. İnsanlar, cinler, melekler, yerler ve gökler onu sever. Behey münafık! Ey halka ve sebeplere tapan! A hakkı unutan! Şu içinde bulunduğun duruma rağmen bu makamın kendiliğinden gelip eline koymasını istiyorsun. Senin ne değerin var ki! Önce tam teslim ol, tevbe et, sonra ilim öğren ve ilminle âmil ol, amelinde de samimi ol. Yoksa doğru yolu bulamazsın. Yazık sana! Benim, doğruyu söylemek ve Allah’ın dini konusunda sana müsamaha tanımamaktan başka seninle ne alıp veremediğim olabilir ki! Ben mürşid-i kâmillerin sert sözleriyle, çetin bir gurbet ve fakirlik içinde büyüdüm. Ben sana bir söz söyleyince sen onu Allah’tan geliyor gibi kabul et. Çünkü o sözü bana söyleten O’dur. Benim yanıma gireceğin vakit nefis ve hevâ elbiselerini çıkarıp öyle gel. Gören gözün olsa benim de üzerimde elbise olmadığını görürdün. Fakat hasta anlayışın seni bozmuştur. Ey benimle beraber olmak ve benden faydalanmak isteyen mürid! Benim hâlimde ne halk, ne de dünya ve âhiret vardır. Benim ellerimde tevbe edip benimle beraber olan, benim hakkımda güzel düşünüp söylediklerimle amel eden kimse de Allah’ın izniyle benim gibi olacaktır. Allah (c.c.) Peygamberlerini kelâmıyla, sâdık kullarını da kalplerine verdiği ilhamla terbiye eder. Çünkü onlar, peygamberlerin mirasçılan, halifeleri ve manevî evlatlarıdır. Allah (c.c.) Musa (a.s.) ile konuşmuştur. Onun kelâmı yaratılmış değildir. Yaratıcı ve gaybı bilen Allah onun anlayacağı dilden konuşmuş ve onun akima vâsıtasız ulaşmıştır. Peygamberimiz Muhammed (s.a.v.) ile de vâsıtasız konuşmuştur. Bu Kur’ân sizinle Allah arasında Rabbinizin sağlam ipidir. Cebrail (a.s.) onu Allah katından elçisine indirmiştir. Bunu inkâr etmek de câiz değildir. Allahım! Hepimizi doğru yola ilet, tevbelerimizi kabul et ve bizlere merhamet et. Müminlerin Emiri Mu’tasımbillah’ın, vefât edeceği sırada “Allah’a yemin ederim ki ben Ahmed b. Hanbel’e yaptıklarımdan dolayı, her ne kadar o sırada ben değil başkası görevli idiyse de Allah’a tevbe ediyorum” dediği rivayet edilmiştir. A zavallı! Sana faydası olmayan şeyleri konuşmayı bırak. Mezheb tutuculuğunu da terket. Dünyada ve âhirette sana faydası olacak şeylerle uğraş. Pek yakında sana verilen haberin doğruluğunu görecek ve sözümü hatırlayacaksın. Savaşa miğfersiz girdiğin vakit başına ne darbeler gelecek göreceksin. Kalbinden dünya kaygılarını çıkar. Çünkü yakında oradan alınacaksın. Dünyada rahat bir yaşam sürme sevdasında da olma. Orada eline ne geçebilir ki? Hz. Peygamber (s.a.v) “Gerçek hayat, âhiret hayatıdır" buyurmuştur. Kendine yakın hedefler koy. Dünyaya değer vermemen gerektiğini biliyorsun. Dünyaya değer vermemek, kendine yakın hedefler koymak (ve daha ötesini kaygı etmemek) demektir. Kötü arkadaşları terket ve varsa aranızdaki sevgi bağını da kopar. Sâlih kimselerle sevgi bağları kur. Arkadaşlıktan kötüyse yakın çevreni bırak ve iyi arkadaşlık eden tanımadık kimselerle beraber ol. Aranızda sevgi bağı olan herkes senin yakınındır. Kimlerle sevgi bağı kurduğuna dikkat et. Sûfılerden birine “Yakınlık nedir?” diye sorulmuş, o da “sevgidir” diye cevap vermiş. Senin için ayrılmış ve aynlmamış olan nzkın peşine düşmeyi de bırak. Çünkü senin için ayrılmış olan nzkın peşine düşmen seni yorar. Ayrılmamış rızkın peşine düşmen ise sana verilen bir rüsvâlık ve boşuna çabadır. Bundan dolayı Hz. Peygamber (s.a.v.) “Allah’ın kullarına verdiği cezalardan biri de, kulun kendisi için ayrılmamış olan nzkın peşine düşmesidir” buyuruyor. Oğlum! Allah’a eserlerinden hareket ederek ulaşmaya çalış. Allah’ın eserleri üzerinde düşünürsen O’na ulaşırsın. Marifet ve gerçek iman sahibi bir müminin iki iç, iki de dış gözü vardır. Dış gözleriyle (beden gözüyle) Allah’ın yeryüzünde yarattıklarını görür, iç gözüyle de gökyüzünde yarattıklarını görür. Sonra kalbinden perde kalkar, teşbihsiz ve tekyifsiz (keyfiyeti açıklanamayacak ve herhangi bir şeye benzetilemeyecek) bir surette Allah’ı görür de O’nun sevgili, yakın kulu olur. Ondan hiçbir şey saklanmaz. Kalpten perdeyi kaldıran yegane şey, insanlardan, nefis ve hevâdan ve şeytandan uzaklaşmaktır. Allah yerin hâzinelerinin anahtarlannı onun eline vermiş; artık taşın ve toprağın onun yanında bir farkı kalmamıştır. Akıllı ol, söylediklerimi düşün ve anlamaya çalış. Çünkü ben işin hakikatini ve sözün özünü söylüyorum. Oğlum! İnsanlara yaratıcıyı şikâyet etme. Şikayetlerini yine O’na arzet. Kudret sahibi odur, başkası değil. İyiliğin hâzinesi sırrı, musibetleri, hastalıktan ve sadakayı saklamaktır. Sağ elinle sadaka ver ve sol elinin dahi bundan haberi olmaması için gayret et. Dünya denizinden sakın. Birçok insan orada boğulmuştur. Kurtulanlar üç beş kişidir. O, herkesi boğacak kadar engin bir denizdir. Ancak Allah (c.c.) dilediği kullarını ondan kurtanr. Allah (c.c.) “İçinizden oraya uğramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür"14 buyurmuştur. Allah (c.c.) ateşe “Bana inanan, sırf benim için çalışan, yalnız bana rağbet edip başkalarından yüz çeviren kullarım, üzerinden geçinceye kadar serinlik ve selamet ol” der. Nemrud’un İbrahim (a.s.) ’i yakmak için tutuşturduğu ateşe dediği gibi der. Dünyaya da “Ey dünya denizi, ey su! Bu sevgili kulumu boğma” der de kul ondan kurtulup varlık sırrına ulaşır. Allah (c.c.) Musa’yı ve kavmini de denizden böyle kurtarmıştır. O (c.c.), lütfunu dilediğine verir. Dilediğine de hadsiz hesapsız rızıklar ihsan eder. Haynn hepsi onun elindedir. Vermek de, vermemek de ona aittir. Zenginlik ve fakirlik; izzet ve zillet onun elindedir. Onun yanında kimsenin herhangi bir yetkisi yoktur. Akıllı kimse, onun kapısından ayrılmayan, başka kapılarda da işi olmayandır. A düşünceli (!) adam! Bakıyorum da insanlan pek memnun ediyor, Hakk’ı kızdırıyorsun. Dünyanı imar ediyor, ama âhiretini harabeye çeviriyorsun. Pek yakında yakayı ele vereceksin. Yakalaması çok çetin ve acı verici olan Yüce Zât seni de yakalayacak. Yakalayıp elindeki yetki belgeni yırtıp atacak. Sana hastalık, zillet ve fakirlik verecek, sıkıntılan ve kaygıları başına musallat edecek, seni insanlann eline ve diline düşürecek. Bütün yarattıklarını senin üstüne salacak. A uykucu, uyan artık! Allahım bizi seninle ve senin için uykudan uyandır. Âmin. Dünyayı elde etmeye çalışma. Gece odun toplayan, eline ne geleceğini bilmez. Ben seni yaptığın işlerde aysız, ışıksız, zifiri karanlık bir gecede, öldürücü hayvanların bol olduğu sık ağaçlı bir ormanda odun toplayan kimse gibi görüyorum. Orada seni bir hayvanın öldürmesi an meselesidir. Gel odunu gündüzün topla, çünkü güneşin ışığı sana zarar verecek bir şeye ellemene engel olur. İşlerini tevhid, din ve takva güneşinin ışığında yap. Çünkü bu güneş seni, nefsin ve şeytanın tuzaklarından ve yaratılanı yaratıcıya eş tutma tuzağından korur, yürürken acele etmekten de korur. Vay sana! Aceleci olma. Acele eden yanlış yapar ya da yanlıştan döner. Aheste davranan doğru yapar ya da hiç değilse doğruya yaklaşır. Acele şeytandan, âhestelik Rahmândandır. Seni aceleye sevk eden en önemli şey dünya malını toplamaya çok istekli oluşundur. Kanaat sahibi ol, çünkü kanaat, tükenmek bilmeyen bir hazinedir. Senin için ayrılmamış ve asla eline geçmeyecek olan şeyleri ne diye elde etmeye uğraşırsın! Nefsine gem vur, Allah’tan razı ol ve başkalanyla ilişkini kes. Allah’ı lâyıkıyla tanıymcaya kadar buna devam et. Çünkü Allah’ı tanıdığın vakit hiçbir şeye ihtiyacın kalmaz, kalbin O’na güvenir, sırrın durulur ve Rabbin seni bilir. Neticede beden gözün dünyayı, kalp gözün âhireti, sır gözün de Hakk’ın dışında herşeyi (mâsivâ) değersiz görmeye başlar. Allah dışında hiçbir şeyi artık gözünde büyütmezsin. İşte o zaman bütün yaratılanlar nezdinde değerli olursun. Oğlum! Allah’la aranda kapalı bir kapı kalmamasını istiyorsan Allah’tan sakın. Bütün kapılann anahtarı takvadır. Allah (c.c.) “Her kim Allah ’tan sakınırsa Allah ona bir çıkış kapısı açar ve ona hiç ummadığı yerlerden rızıklar verir”15 buyurmuştur. Ne kendi şahsın, ne ailen, ne malın, ne de zamanında yaşayan insanlar hakkında Allah’a karşı gelme. Onun, yaptığı bir şeyi değiştirmesini emretmeye utanmıyor musun? Sen ondan daha bilgili, daha hikmet sahibi ve daha merhametli olabilir misin? Sen de, bütün insanlar da onun kullarısınız. O (c.c.) senin işlerinin de, onların işlerinin de sonunu düşünendir. Dünyada ve âhirette onunla beraber olmak arzusundaysan susacak, dilini yutacaksın. Allah’ın veli kulları onun önünde edebli davranırlar. Onun tarafından kalplerine açık bir izin gelmediği sürece hareket etmez, adım atmazlar. Mubah şeyleri yemezler, giymezler, evlenmezler, hiçbir işlerini yapmazlar. Onlar Hak ile, kalpleri ve gözleri Çekip Çeviren ile beraberdir. Dünyada kalpleri ile, âhirette de bedenleri ile Rablerine kavuşmadıkları sürece onlar için rahat yoktur. Allahım! Dünyada ve âhirette sana kavuşmamızı lütfet, yakınlığının ve cemâlini müşahede etmenin tadına vardır. Senden başka herşeyi terkedip sırf seninle hoşnut olanlardan eyle bizi. Bize dünyada ve âhirette güzellikler ihsan eyle ve bizi Cehennem azabından koru.

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İlgili Terimler :

BENZER HABERLER

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar
TemaFabrika