HAVA DURUMU

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 38 Kategoride 2548 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Rızkını Dert Etme (Yirminci Sohbet)

16 Şubat 2016 - 2.388 kez okunmuş
Ana Sayfa » Dini Bilgiler»Rızkını Dert Etme (Yirminci Sohbet)
Rızkını Dert Etme (Yirminci Sohbet) YİRMİNCİ SOHBET Abdülkâdir Geylânî (r.a.) 21 Zilkade 545 tarihinde Cuma günü sabahı medresede şöyle sohbet etti: Ey belde halkı! İçinizde münafıklık yayıldı, ihlas azaldı, eyleme dönüşmeyen sözler çoğaldı. Eyleme dönüşmeyen söz, hiçbir şeyi düzeltmez. Bu gidişat, yürünecek yol değil, aleyhinize bir delildir. Eyleme dönüşmeyen söz, kapısı, yolu ve avlusu olmayan ev gibidir, harcanmayan bir gömü gibidir, delili olmayan kuru bir iddiadan ibarettir; ruhsuz bir şekil, elleri, ayakları olmayan ve tutamayan bir put gibidir. Amellerinizin çoğu ruhsuz bir cesed gibi. Amelin ruhu ihlas, tevhid ve Allah’ın kitabına, Resulünün sünnetine sanlmaktır. Gaflet etmeyin. İşi tersine çevirin ki doğruyu bulasınız. Emirleri yerine getirin, yasaklardan kaçının, kadere nza gösterin. Ünsiyet, müşahede ve yakınlık şarabı, çok az insanın kalbini kandırır da kaderin acılarını ve sıkıntılarını sezmezler. Böylece sıkıntı günleri geçer gider de onlar farkına bile varmazlar. Onlar “Nasıl oldu da varlığımızın farkına varmadık. Allah’tan şikayetçi olmadık” diye Rablerine hamd ve şükrederler. Sıkıntılar, sizin başınıza geldiği gibi Allah dostlarının da başına gelir. Kimi sabreder, kimi de kendinden geçip katlandığı sıkıntıların farkına bile varmaz. Zarar görmek, çocukluk döneminde imanın zayıf olduğu devrededir. Sabır vakti, ergenlik dönemine yaklaşıldığı zamandır. Kadere boyun eğmek, ergenlik dönemindedir. Rıza ise Allah’a yakınlık dönemindedir. Bu aşamaya gelen kimse, bilgisiyle Allah’a bakar. Gaybet ve fena (kendinden geçmek ve yok olmak) kalbin ve sırrın, Allah’ın huzurunda olduğu zamandır. Bu sonuncusu müşahede ve konuşma halidir. İçini yok eder, varlığım yok eder ve insanlar açısından varlığını siler ve Allah’ın huzurunda var eder. O zaman yok olur ve erir sonra Allah dilediği zaman onu yeniden diriltir. Dileyince onu geri gönderir, kıyamet gününde insanlann bedenlerini, parçalandıktan sonra bir araya getireceği gibi, onun da dağılan kısımlarını bir araya getirir. Onların kemiklerini, etlerini, tüylerini birleştirir sonra da İsrafil’e sum üflemesini emreder. İnsanlar hakkında da bu böyledir. Bunları Allah dünyaya hiç aracısız yeniden gönderir. Bir bakışta onları yok eder, bir bakışta yeniden var eder. Sevginin şartı, sevdiğinin yanında senin hiçbir irade taşımaman, onu bırakıp ne dünya ile, ne ahiretle, ne de insanlarla oyalanmamandır. Allah’ın sevgisi kolay değildir ki her önüne gelen bunu iddia etsin. Allah’ın sevgisinden uzak olduğu halde bu davada olan niceleri vardır, böyle bir iddiası olmadığı halde Allah’ı sevenlerin sayısı da çoktur. Hiçbir müslümanı küçük görmeyin. Çünkü Allah’ın sırlan onlarda billur gibi belirginlik kazanmıştır. Birbirinize karşı alçakgönüllü olun ve Allah’ın kullarına karşı böbürlenmeyin. Gaflet uykunuzdan uyanın. Siz çok büyük bir gaflet içindesiniz. Sanki hesaba çekilip köprüyü geçmiş ve cennetteki yerlerinize yerleşmiş gibisiniz. Bu büyük aldanma nedir böyle! Herbiriniz düşünmeden Allah’a karşı nice günahlar işlediniz de tevbe bile etmiyorsunuz ve unutulduğunu sanıyorsunuz. O günahlar amel defterlerinizde tarih ve saatleriyle yazılıdır. Onların azından da, çoğundan da hesaba çekilip cezasını göreceksiniz. A gafiller! A uykucular! Uyanın da Allah’ın rahmetine kendinizi sunun. Kimin küçük ve büyük günahları çok olur da, onlarda diretir, tevbe etmez, pişman olup durumunu düzeltmezse küfre düşmesi yakındır. Ey ahiretsiz dünya! Ey yaratıcısını unutan insan! Sen fakirlikten başka bir şeyden korkmuyor, zenginlikten başka da bir şey beklemiyorsun. Yazık sana! Rızık taksim edilmiştir, artmaz ve eksilmez, geride kalmaz, ileri gitmez. Sen Allah’ın rızkına kefil oluşunda şüphe içindesin, kısmetinde olmayanı elde etmek için aşırı hırslısın. Bu aşırı hırsın, senin, âlimlerin sohbetine gitmene, hayır işlerinde bulunmana engel oluyor. Kazancının eksilmesinden, aldattığın kimselerin azalmasından korkuyorsun. Yazık sana! Sen annenin karnında bir bebekken seni kim besledi? Sen kendine, insanlara, parana, alışverişine, ülkenin hükümdarına güveniyorsun. Kime güveniyorsan senin tanrın odur. Kimden korkuyor, kimden bekliyorsan tannn odur. Sana gelen fayda ve zararı Allah’ın yarattığını düşünmeden, kimin sana doğrudan fayda ve zarar verdiğini düşünüyorsan tannn odur. Yakında doğru haberi öğreneceksin. Allah senden kulağını, gözünü, gücünü, malını ve güvendiğin herşeyi alacak, seninle insanlar arasındaki ilişkiyi kesecek, kalplerini sana karşı katılaştıracak, ellerini senin üzerinden çekecek, seni oyalanıp durduğun işinden edecek ve bütün kapıları yüzüne kapatacak, seni kapıdan kapıya sürecek, sana bir lokma, bir zerre bile vermeyecek, dua ettiğinde sana cevap vermeyecek. Bütün bunlar Allah’a şirk koştuğun, başkasına güvendiğin, nimetleri başkasından beklediğin ve nimetleri günahlara aracı kıldığın için olacak. Ben bunun insanoğlundan birçoğunun başına geldiğini gördüm. Günah işleyenlerde genellikle olan budur. Onlardan bir kısmı tevbe ile durumlarını düzeltirler, Allah da onların tevbelerini kabul eder ve onlara rahmet nazanyla bakıp kerem ve lütfuyla muamele eder. Ey Allah’ın kulları! Tevbe ediniz. Ey âlimler! Ey fakihler! Ey zâhidler! Ey kullar! İçinizde tevbeye ihtiyacı olmayan yoktur. Siz yaşarken de, öldüğünüzde de haberleriniz bendedir. Başlangıcınızın ne olduğunu bilmesem de işin sonunda öldüğünüz zaman durumunuz bana âşikâr olur. Sizin, malınızı nereden kazandığınızı bilemezsem elinizden çıkacağı günü beklerim. Çocuklann ve ailenin masrafları için, fakirler için, insanlann faydası için harcanırsa helâl yoldan kazanılmış olduğunu anlarım. Allah’ın özel kulları (havas) olan sıddıklar için çıkarsa malın Allah’a tevekkül ile kazanıldığını ve helâlin ta kendisi olduğunu anlarım. Ben çarşıda, pazarda sizinle birlikte değilim, fakat Allah bana sizin mallarınızı nasıl kazandığınızı bu ve benzeri yollarla açıkladı. Oğlum! Allah’ın kalbinde kendinden başka birini görmesinden sakın ki çiğnenirsin. Kalbinde kendisinden başkasından korktuğunu, başkasından umduğunu veya başkasını sevdiğini görmesinden de sakın. Kalplerinizi Allah'ın dışındaki herşeyden temizleyin. Faydayı, zaran başkasından bilmeyin. Siz onun diyarında ve sofrasındasınız. Oğlum! Gördüğün güzel yüzler ve onlara karşı duyduğun sevgi eksik bir sevgidir, o sevgi yüzünden cezalandırılacaksın. Değişmeyen sağlam sevgi Allah sevgisidir. Kalp gözünle gördüğün Odur. Bu, rûhânî sıddıkların sevgisidir. Onlar inanarak değil, kesin bilerek, görerek sevmişlerdir. Onların kalp gözlerinden perdeler kaldmlmış ve gaybı, açıklamalan mümkün olmayan bir şeyi görmüşlerdir. Allahım bizi affet, bize sağlık ver ve bize sevgini nasip eyle. Kısmetleriniz dünyaya Allah katında belli bir vakte kadar emanet edilmiştir. Sahibinden izin çıkıp vakti gelince onu size teslim etmekten hiç kimse kaçmamaz. Kısmetiniz insanlara güler, akılarını tahrip eder, onlarla alay eder ve kendine ait olmadığı kimsenin kendisini arayıp elde etmeye çalışmasına, ait olduğu kimsenin de kendisini Allah’tan izin çıkmadan önce istemesine güler. Ey cemaat! Kısmet kapısından yüz çevirir, Hakk’ın kapısına yönelirseniz kısmetiniz çıkıp sizin peşinize düşer. Allah’tan akıl isteyin. Dünya Allah’ın veli kullarının peşine takılırsa onlar “Git, başkasını aldat, biz seni tanıdık, gördük. Bizi deneme, biz senin sınavını öğrendik, bize karşı süslenip püslenme. Senin paran güzeldir, süsün odundan, ruhsuz, içi boş bir put üzerindedir; mânâsız bir görüntüdür.” derler. Allah dostları dünyanın kusurlarını anlayınca ondan kaçarlar. İnsanlann ayıplannı anlayınca onların yanından da kaybolurlar, onlardan uzak durmak isterler, sahralara, kırlara, köhne, yıkıntı yerlere, mağaralara sığınırlar, cinlerle ve yeryüzünde dolaşan meleklerle arkadaşlık ederler. Melekler ve cinler kendi görünümleri dışında başka bir şekle girerek gelirler. Bazen sakallı râhipler ve zâhidler şekline bürünürler. Bazen de yabani hayvanlar şekline girerler. İstedikleri her şekle girerler. Melekler ve cinler için şekiller, sizin evinizde asılı duran ve istediğinizi giydiğiniz elbiseleriniz gibidir. Allah’ı irade etmekte kararlı olan mürid, başlangıçta insanları görünce, onlardan bir söz duyunca, dünyadan küçücük bir parça görünce içi daralır. Yaratılanlardan hiçbir şeyi görmeye dayanamaz. Kalbi şaşkına döner, akimı yitirir, gözünü yukarıya diker. Rahmet eli kalbinin yambaşına ininceye kadar böyle devam eder. O zaman dinginlik ve sükunet gelir. Rabbine yakınlık kokusunu koklaymcaya kadar sarhoşluğu devam eder. Kokuyu alınca ayılır. Tevhidinde, ihlasında, Rabbini tanımasında, sevgisinde iyice sağlam hale gelince kalbine sebat ve insanlara karşı genişlik gelir. Allah’tan kuvvet gelir ve onların yükünü hiç zorlanmadan taşır. Onlara yaklaşır ve onları ister. Bütün işi, onları düzeltmek olur. Bir göz açıp kapayıncaya kadar Rabbinden başka bir işle oyalanmaz. Dünyadan el etek çekmeye çalışıp bu yolda ilerlemek isteyen, insanlardan kaçar. Zühdü tam olan zâhid ise onlara hiç aldırış etmez ve onlardan kaçmaz. Aksine onları arar. Çünkü artık Allah’ı tanımıştır. Ârif kul ise O’ndan başka hiçbir şeyden kaçmaz. Zühd yolunda ilerlemekte olan (mütezehhid) ise fâsıklardan, günahkârlardan kaçar. Zühd yolunun sonuna gelmiş olan ise onları arar. Onların devası yanında dururken nasıl olur da aramaz? Bundan dolayı sûfîlerden biri “Fâsığın yüzüne ancak ârif kullar güler” demiştir. İrfanı tam olan ve marifetullaha eren kimse, Onun yolunu gösterir. İnsanları dünya denizinden avlayan bir ağ olur. Ona kuvvet verilir, o da şeytanı ve ordusunu insanları ellerinden alarak yener. Ey zâhidlik yapacağım diye bilgisizce köşesine çekilenler! Beri gelin de söylediğimi dinleyin. Ey yeryüzünün zâhidleri! Beri gelin, ibadethanelerinizi yıkın ve bana yaklaşın, halvet yerlerinizde boş yere oturdunuz ve birşey elde edemediniz. Beri gelin de hikmet meyvelerini toplayın. Ben sizin gelmenizi kendim için değil, sizin için istiyorum. Oğlum! Meslek öğrenmeye ihtiyaç duyduğun için yorulup koşuyorsun. Güzel ve sağlam bir şey yapmak için bin kere yapıp yıkıyorsun. Yapıp yıkmayı bırakırsan Allah sana yıkılmayacak bir bina yapar. Ey cemaat! Ne zaman düşünecek ve benim yürüdüğüm yolu anlayacaksınız? Allah’a vasıl olmak isteyenleri arayın. Onları bulduğunuz zaman malınızla, canınızla onlara uşaklık edin. Sadık müridlerin kokuları ve yüzlerini aydınlatan işaretleri vardır. Fakat bozukluk sizin gözlerinizde ve hasta anlayışınızdadır. Sıddıkla zındığı, helâlle haramı, zehirli ile zehirsizi, müşrikle muvahhidi, muhlisle münafığı, günahkârla itaatkân, Hakk’ı arayanla insanların peşinden koşanı birbirinden ayıramıyorsunuz. İlmiyle amel eden mürşitlere hizmet edin ki size eşyayı olduğu gibi tanıtsınlar. Allah’ı tanımaya gayret edin. Çünkü siz Onu tanıdığınızda Onun dışındakileri de tanırsınız. Onu tanıyın sonra da sevin. Gözlerinizle Onu göremiyorsanız kalp gözlerinizle görmeye çalışın. Onun nimetlerini gördüğünüzde zorunlu olarak Onu seveceksiniz. Resûlullah (s.a.v.) “Allah’ı sevin ki size nimetlerinden yedirsin. Allah’ın beni sevmesi sebebiyle siz de beni sevin ” buyurmuştur. Ey cemaat! Allah sizi annenizin karnındayken ve oradan çıktıktan sonra besledi. Sonra size sağlık, kuvvet ve tutma yeteneği verdi. Size, kendisine itaat etmenizi nasip etti. Sizi Peygamberine uyan müslümanlar kıldı. Peygamberini sevmek ve ona itaat etmek Allah’ı sevip itaat etmek yerindedir. Allah’ın nimetlerini gördüğünüzde insanlara karşı duyduğunuz sevgi kalbinizden çıkar. Allah'ı tanıyan, seven, kalp gözüyle Onu seyreden, iyiliği, kötülüğü Ondan bilen kimse insanlardan kendine iyilik ve kötülük eden kimseye bakmaz olur. Onlardan bir iyilik görünce Allah’ın emriyle gerçekleştiğini bilir. Bir kötülük görünce bunun da Allah’ın görevlendirmesiyle olduğunu bilir. Bakışı insanlardan Allah’a çevrilir. Bunun yanında dine hakkını verir ve dinin hükümlerini yapmaktan geri durmaz. Ârif kulun kalbi durmadan bir halden başka bir hale çevrilir. Bu değişim, insanlardan tamamen yüz çevirinceye, onlan terkedinceye, Allah’a yönelinceye ve tevekkülü güçleninceye kadar devam eder. Elde ettiği şeyleri insanlardan aldığı düşüncesini unutur ve onlardan Allah’ın eliyle aldığının bilincine varır. Kendisiyle insanlar arasında ortak olan aklı güçlenir ve buna karşı bir akıl eklenir ki bu, Allah’tan gelen akıldır. Ey insanlara muhtaç olan! Ey onları Allah’a ortak koşan! Bu haldeyken ölümün gelmesinden kork. Allah senin ruhuna kapısını açmaz ve ona bakmaz. Çünkü O, kendine şirk koşan ve başkasına güvenen herkese kızgındır. Önce nefsinden, sonra insanlardan, sonra dünyadan ayrıl. Sonra ahiretten, sonra da Allah’ın dışındaki herşeyden vazgeç. Efendinle başbaşa olmak istiyorsan varlığından, geleceğini kaygı etmekten ve hezeyanlanndan vazgeç. Yazık sana! Kalbin insanların evinde dururken, onlann gelmelerini, hediyelerini beklerken sen ibadethanende oturuyorsun. Senin zamanın boşa gitti ve sen kendin için mânâsız bir şekil yaptın. Kendini, Allah’ın ehil görmediği bir işe ehil görme. Allah tarafından bir işe ehil kılınıp görevlendirilmemişsen ne sen, ne de başkalan başarılı olabilir. Allah senin bir işi yapmanı dileyince seni o iş için hazırlar. Senin sağlam gönül dünyan ve Allah’ın dışındaki herşeyden boşalmış bir kalbin olmayınca sırf halvetle, insanlardan bir köşeye çekilmekle bir şey elde edemezsin. Allahım söylediklerimle beni faydalandır. Söylediğim ve işittikleri sözlerle bu dinleyicileri de faydalandır.

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İlgili Terimler :

BENZER HABERLER

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar
TemaFabrika