HAVA DURUMU

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 38 Kategoride 2671 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Nefs Hep Karşı Gelir (On Dördüncü Sohbet)

24 Şubat 2016 - 2.823 kez okunmuş
Ana Sayfa » Dini Bilgiler»Nefs Hep Karşı Gelir (On Dördüncü Sohbet)
Nefs Hep Karşı Gelir (On Dördüncü Sohbet) ON DÖRDÜNCÜ SOHBET Abdülkâdir Geylânî (r.a.) 7 Zilkade 545 tarihinde Cuma günü sabahı medresede şöyle sohbet etti: Amünafık! Allah yeryüzünü senin gibilerden temizlesin. İki yüzlülüğün yetmiyormuş gibi bir de tutup âlimlerin, velilerin ve sâlih kulların gıybetini yaparak onlann etini yiyorsun. Sen ve senin gibi münafıkların dillerini ve etlerini pek yakında kurtlar kemirecek ve paramparça edecek. Yer de sizi çürütecek ve tersyüz edecek. Allah ve sâlih kullan hakkında güzel düşünmeyenler ve onlara karşı saygıda kusur edenlerin kurtuluşu yoktur. Onlar yönetici ve komutanlardır. Sen onlara karşı nesin ki? Niye onlara karşı alçakgönüllü davranmıyorsun? Allah (c.c.) bağlamayı, çözmeyi, her türlü işi onlara teslim etmiştir. Gökyüzü onlar sayesinde yağmur yağdmr ve yer onlar sayesinde ot bitirir. Bütün yaratılanlar onların idaresi altındadır. Onlann herbiri dağlar gibidir, sıkıntı ve musibet rüzgârlan onları yerinden oynatmaz. Tevhid ve Mevla’dan nza makamından hiç kalkmadan hem kendileri, hem de başkalan için isterler. Allah’a tevbe edin ve ondan özür dileyin ve O’nunla aranızda işlemiş olduğunuz günahları da itiraf edin ve önünde eğilin. Sizin elinizde ne var ki? Gerçeği bilseniz bulunduğunuz hal üzere olmazdınız. Sizden öncekiler gibi, Allah’ın huzurunda edebli olun. Siz o kullarla karşılaştırıldığınızda kadınlar ve kadına benzeyen erkekler gibi kalırsınız. Yiğitliğiniz nefis, heva ve tabiatlannız size bir şey yapmanızı emrettiği zaman belli olur. Dinde yiğitlik, Allah’ın haklarım yerine getirmekle olur. Hikmet ve ilim sahiplerinin sözlerini küçümsemeyin. Çünkü onlann sözleri devadır, kullandıkları her kelime de Allah’ın vahyinin meyvesidir. Sizin aranızda canlı bir peygamber yoktur ki ona uyasınız. Resûlullah’a (s.a.v.) gerektiği gibi uyanlara uyduğunuz zaman O’na uymuş gibi olursunuz. Onlan gördüğünüz zaman Resûlullah’ı (s.a.v.) görmüş gibi olursunuz. Takva sahibi âlimlerle birlikte olun. Çünkü onlarla beraberlik sizin için berekettir. Bildikleri ile amel etmeyen âlimlerle birlikte olmayın. Onların birlikteliği sizin için uğursuzluktur. Takva ve ilimde senden yukarıda olan biriyle birlikte olduğun zaman bu birliktelik senin için bereket olur. Senden yaşça büyük olan fakat takvası ve ilmi olmayan biriyle birlikteliğin ise senin için uğursuzluktur. Başkaları için değil, yalnızca Allah için amel et. Başkaları için değil, yalnızca Allah için terket. Başkası için yapılan amel küfürdür, başkası için bir ameli terketmek ise riyadır. Bunu bilmeyip başka bir şekilde davranan kimse bir arzusunun peşinde demektir, pek yakında ölüm gelecek ve arzulannı sona erdirecektir. Yazık sana! Rabbinle bağlantını sıkı tut ve başkalarıyla olan kalp bağlantılannı kes. Hz. Resûli Ekrem (s.a.v.) “Rabbinizle aranızı sıkı tutun, mutlu olursunuz. Sâlihlerin kalplerini koruyarak Rabbinizle aranızı düzeltin ” buyurmuştur. Oğlum! İnsanlar sana geldiğinde zenginle fakir ayrımı yapıyorsan kurtuluşun yoktur. Sabreden fakirlere ikramda bulun, onları, onlarla karşılaşmayı ve oturup kalkmayı bereket bil. Efendimiz (s.a.v.) “Sabredenfakirler kıyamet gününde Rahman ’ın sohbet arkadaşlarıdır” buyurmuştur. Bugün kalpleriyle, yarın da bedenleriyle Allah’la birlikte oturacak olanlar kalplerini dünyadan çevirmiş ve dünyanın süslerinden yüz çevirmiş olanlar ve fakirliği zenginliğe tercih edenler ve fakirliklerine sabredenlerdir. Bunu başardıklan zaman âhiret onlara dünür gelir ve kendini onlara arzeder ve onunla birleşirler. Âhireti elde edince onun, rableri olmadığını anlarlar, onunla yaptıkları anlaşmayı bozmak istediklerini iletirler ve ona sırt dönerler ve “Biz nasıl Rabbimizin dışında birinin yanında durduk sonradan olmuş bir şeyin yanında huzur bulabildik” diye düşünerek Rablerinden utanıp kaçarlar. Yaptıklan bütün güzel amelleri âhirete teslim ettikten sonra doğruluk kanatlarıyla Rablerini aramak için uçar giderler. Kafesi de âhiretin yanında bırakırlar. Onlar varlık kafeslerinden çıkıp kendilerini var edene uçmuşlardır. Refiki a'lâyı (en yüce arkadaşı) aramışlardır. Evvel ve Âhir olan, Zâhir ve Bâtın olan Allah’ı aramışlar ve O’na yakınlık burcuna varmışlar ve Allah’ın, haklarında “Hiçşüphesiz onlar bizim katımızda iyi ve seçilmişlerdendirbuyurduğu kimselerden olmuşlardır. Onlann kalpleri, himmetleri, mânâlan ve akılları dünya ve ahirette bizim katımızdadır. Allah dostlan, bunu başardıklan zaman onlann yanında artık ne dünya, ne de ahiret bulunur. Gökler, yer ve ikisi arasındakiler onlann kalpleri ve sırlarından dürülür gider. Allah onları kendinden başka herşeyden vazgeçirir ve kendisiyle var eder. Onların dünyadan alacakları kısmetleri kalmışsa onları beşerî hayatlarına geri döndürür ve böylece onların kısmetlerini tamamlar ki geçmiş ilmini ve kazasını değiştirmiş olmasın. Onlar da Allah’ın ilmine, kaza ve kaderine karşı edepli davranırlar ve verdiklerini nefis, heva ve irade yoluyla değil de, zühd ve terketme yoluyla alırlar. Zâhir hüküm, bütün durumlarda onların yanında koruma altındadır, cimrilik yapmadan ellerindeki dünyevî imkânları insanlara sunarlar. Güçleri yetse bütün insanlan Allah’a yaklaştınrlar. Kalplerinde, yaratılanların ve sonradan olanlann zerresi kalmaz. Sen dünya ile birlikte olduğun sürece ahiretle ilişiğin yok demektir. Ahiretle olduğun sürece de Allah’la ilişiğin yok demektir. Amel et ve bilgisiz kalma. Sen Allah’ın, sahip olduğu bilgiye rağmen sapkınlıkta bıraktığı kimselerdensin. Malının bir kısmıyla fakirlere yardım etmen Allah’la bağlantı kurmanın bir parçasıdır. Bilmez misin ki sadaka vermek zengin ve kerem sahibi olan Allah’la muamele yapmaktır? Zengin ve kerem sahibi olan kimse hiç ziyan eden kimseyle iş yapar mı? Sen Allah rızası için bir zerre verirsin, Allah sana bir dağ verir. Sen bir damla verirsin, o sana dünyada iken bir derya verir, ahirette de ecrini ve sevabım fazlasıyla verir. Ey cemaat! Allah’la muamele yaptığınızda ekininiz bereketli olur, nehirleriniz akar, ağaçlannız dallanır, yapraklanır, meyve verir. İyiliği emredin, kötülüğü yasaklayın, Allah’ın dinine yardım edin ve onun uğruna düşmanlık edin. Arkadaş, hayırda iken ona arkadaşlık edendir, onun arkadaşlığı yalnızken ve insanlar içindeyken, rahatlık ve darlık içinde, zorluk ve bolluk içinde devam eder. İhtiyaçlannızı insanlardan değil, Allah’tan isteyin. İllaki insanlardan isteyecekseniz hiç olmazsa kalplerinizle Allah’ın huzuruna giriniz. Çünkü O, size hangi taraftan aramanız gerektiğini ilham eder. İstediğiniz size verilse de, verilmese de bu, onlardan değil, O’ndandır. Allah dostları, rızık kaygısını kalplerinden çıkarmışlardır. Çünkü onlar, rızkın belirli vakitlerde gelmek üzere takdir edildiğini bilirler. Bundan dolayı nzık aramayı terketmişler ve hükümdarlannın kapısını mekân tutmuşlardır. Allah’ın lütfuyla, yakınlığıyla ve ilmiyle hiçbir şeye ihtiyaçları kalmamıştır. Bunu gerçekleştirdikleri zaman da insanlan hükümdann huzuruna götüren sözcüler ve teşrifatçılar olmuşlardır. Onların kalplerinin elinden tutup hükümdardan onlar için huzura kabul edilme hil’ati ve hükümdann onlardan razı olmasını dilenirler. Süfîlerden birinin şöyle dediği nakledilmiştir: “Allah’a olan kulluklan gerçekleşmiş, süreklilik kazanmış olan kullar, O’ndan ne dünyayı, ne de âhireti isterler. O’ndan, başkasını değil, sadece kendisini isterler." Allahım! Bütün insanlan kapına ilet. Benim sonsuza dek dileğim budur, ancak yetki sana aittir. Bu genel bir duadır. Ben bu duadan dolayı sevap alırım, fakat Allah kullan hakkında dilediğini yapar. Kalp sağlam olunca insanlara rahmet etme ve acıma duygusuyla dolar. Süfîlerden biri de “İyiliği çokça yapan, günahlan hep terkeden, sıddıklardan başak kim olabilir?” demiştir. Sıddık büyük ve küçük günahlan terkeder, sonra arzularını ve genel mübahlan terkederek haramdan kaçma durumunu kontrol eder. Sadece helâl olan şeyleri talep eder. Sıddık gündüz ve gecesinin çoğunda Rabbine ibadet etmeye devam eder ve böylece insanlann alışkanlıklarına aykın bir iş yapmış olur. Bundan dolayı âdet de onun için yırtılır, yani harikulade davranışlar sergiler ve hiç hesap etmediği yerlerden rızıklandınlır. Kendisine nzkı verilir ve alması emredilir. Herşey ona özel olur ve saflaşır. Çünkü o, nice zaman engellenmiş ve ihtiyaçlan göğsünde kmlmış, isteklerinin kırılmasına katlanmış ve bütün hallerinde reddedilmiştir. Davet ederdi de davetine icabet edilmezdi. İsterdi de verilmezdi. Şikayet ederdi de şikayet ettiği şeyin şiddeti iyice artardı. Bir kurtuluş kapısı arardı da bulamazdı. Sakınır, takvalı olurdu da çıkış kapısı bulamazdı. Allah’ı tevhid eder ve amellerinde ihlaslı olurdu da amel ettiği zâta bir yakınlık göremezdi. İmanlı ve tevhid ehli değil gibiydi. Ancak bütün bunlara rağmen idare ediciydi ve bütün bunlara sabrediyordu. Bildi ki sabır kalbi için devadır, seçkinliğine ve Allah’a yaklaştınlmasına sebeptir ve iyilik, bu imtihandan sonra gelecektir ve bu imtihan iman sahibi ile münafıkı, tevhid ehli ile müşriki, ihlaslı ile gösterişçiyi, yiğitle korkağı, yerinde sağlamıca duran ile sallananı, sabredenle feryat koparanı, haklı ile haksızı, doğru ile yalancıyı, sevenle nefret edeni, tâbi olanla bidat sahibi olanı birbirinden ayırmak içindir. Süfîlerden birinin şu sözüne kulak ver “Dünyada, yarasını tedavi edip devanın acılığına katlanan gibi ol”. Deva, belanın yokolması için bir ümittir. Bütün belalar ve hastalıklar insanlan ortak koşman ve onlan zararda, faydada, vermede, vermemede yetkili görmendir. Bütün deva ve belanın yokolması da insanların, kalbinden çıkmasında, kaza ve kaderler vakti gelip gerçekleştiğinde azim sahibi olmanda, insanlar üzerinde yöneticilik istememende ve yücelik taslamanda, kalbinin sırf Allah’a adanmış olmasında, sımnın sadece Allah’a ait olmasında, himmetinin O’na yükselmesindedir. Bunu başarabilirsen kalbin yükselir ve peygamberlerin, şehidlerin, sâlihlerin ve mukarreb meleklerin saflanna katılır. Bu halin devam ettiği sürece de büyür, yüceltilir, öne geçirilir, görevlendirilir ve yönetici yapılırsın. Gelen her olay sana gelir, görevlendirileceğin işe görevlendirilirsin, sana verilecek verilir. Gerçek mahrum, bu sözü dinlemekten, buna inanmaktan ve sahiplerine saygı göstermekten mahrum kalandır. Ey iş güçlerinden dolayı beni dinlemeye vakit bulamayanlar! Geçim benim yanımdadır, kazanç benim yanımdadır, ahiret sermayesi benim yanımdadır. Ben gâh tellallık ederim, gâh komisyonculuk ederim. Bazen de kendi malımı satanm. Herşeye hakettiğini veririm. Yanımda ahiretten bir şey bulunduğu zaman ben onu yalnız başıma yemem. Çünkü cömert kimse yalnız yemek yemez. Allah’ın cömertliğine âşinâ olan kimse onun katında cimrilikten eser bulmaz. Allah’ı tanıyan katında, O’ndan başkası çok değersizdir. Cimrilik nefisten kaynaklanır. Ârif kulların nefsi ise diğer insanlara nispetle ölüdür. Onların nefisleri huzur bulmuştur. Allah’ın vaadini gerçekleştireceği konusunda gönlü rahattır, tehdidinden de korkar. Allahım! Dostlanna verdiğin bu nimetini bizlere de ver. Bize dünyada ve ahirette güzellikler ver ve bizi cehennem azabından koru.

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İlgili Terimler :

BENZER HABERLER

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar
TemaFabrika